cocuk-merkezli-oyun-terapisi

Oyun Terapisi

Henüz bir psikoloji öğrencisiyken, çocuk ve terapi kelimelerini ne zaman aynı cümlede duysam kafamda bir soru işareti belirirdi. Söz konusu yetişkinler olduğunda terapi arayışındaki kişiler terapiste genelde kendi istekleriyle, kafalarında sorunun ne olduğuna dair bir fikirle gelirler. Ne konuda zorluk yaşadıklarını uzun uzun anlatırlar, birlikte hedef belirlenir ve çalışmaya başlanır. Ama terapi sürecindeki bir çocuksa çok daha farklı bir tablo çıkar ortaya. Çocuklar çoğu zaman anne babalarının kararıyla kendilerini terapi odasında bulurlar. Pek çoğu yaşadığı sorunu bile tanımlayamaz, bu yüzden terapist, ailenin belirlediği hedefler doğrultusunda çalışır. Görüşmeler sırasında soruna yönelik sorulan sorular çocukları huzursuz edebilir, hatta bazen daha çok içe kapanmalarına yol açabilir. Konuşmak isteseler bile sorulara cevap vermekte zorlanırlar çünkü konuştukları dile ve duygularına biz yetişkinler kadar hakim değiller. Bütün bu konuları düşündüğümde, çocukların psikoterapiden ne kadar faydalanacağı konusunda şüphe duyduğumu anımsıyorum. Bu şüphe beni farklı terapi seçeneklerini araştırmaya yöneltti. Çocuk Merkezli Oyun Terapisi (ÇMOT) ile ilgilenmeye başladığımda taşlar yerli yerine oturdu.

Oyun çocuklar için bir ihtiyaç!

Oyun terapisi çocuğun yaşadığı sıkıntıları oyun oynayarak çözdüğü terapi şekli. Bu tanımı yaptığımda aileler zaman zaman hayal kırıklığına uğruyorlar. Oyun gibi ciddiyetsiz bir işin terapinin bir parçası olması onları şaşırtıyor. Çocuklarının evde zaten oyun oynadığından, bunun bir işe yaramadığından bahsediyorlar. Çoğu anne baba oyunu çocukların kendi kendilerini oyalama aracı olarak görüyor, hatta vakit kaybı olduğunu düşünenler bile var. Aileler günümüzde oyun yerine piyano dersi veya tenis kursuna vakit ayırmanın daha faydalı olduğuna inanıyorlar. Ne de olsa vakit kısıtlı ve yapacak çok şey var. Çocukların çeşitli uğraşlarının olması onları hayata hazırlamak için elbette çok önemli. Ama oyuna harcanan zaman da bir o kadar, hatta bazen çok daha fazla gerekli. Çocukların oyun oynamaya ihtiyaçları var!

Oyun çocukların yeni becerileri öğrenme ve pratik etmelerinin en doğal yolu. Oyun oynayarak fiziksel, sosyal, zihinsel ve duygusal becerileri tekrar tekrar deneyimleme fırsatı buluyor. Beceri gelişimine ek olarak çocuklar kendilerini ifade etmek ve var olan sorunlarını çözmek için de oyundan faydalanıyor. Yetişkin bireyler herhangi bir problem yaşadıklarında bunun üzerine düşünürler, değişik açılardan bakar anlamaya çalışırlar, çözüm için farklı seçenekler yaratırlar. Sorun çözme becerilerini devreye sokar, bununla nasıl başedeceklerini planlarlar. Piaget’e göre, çocuklarda bu derece gelişmiş bir soyut düşünme becerisi ortalama 11 yaşından itibaren gelişiyor. Bu zamana kadar yaşantısal yöntemler onların daha çok işe yarıyor, yani oyun. Oyun soyut olan düşünce ve somut olan deneyim arasındaki boşluğu doldurmaya yarıyor. Oyunda deneyerek, yanılarak, farklı senaryolar yaratarak, aynı oyunu tekrar tekrar oynayarak bizim zihnimizde geçtiğimiz süreçten geçiyorlar. Bu yönleriyle düşününce, oyunun terapide neden kullanıldığı açıkça anlaşılıyor. Ancak en önemli neden oyunun çocukların doğal iletişim aracı olması.

Çocuğum için neden oyun terapisini tercih etmeliyim?

Çocuk merkezli oyun terapisinin önemli isimlerinden Garry Landreth şöyle diyor:

-‘Kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oyun oynar…’

Yetişkinlerin iletişim kurarken ve düşünürken dili kullandığı gibi çocuklar da oyunu kullanırlar. Oyun terapisinde oyuncaklar çocukların kelimeleridir. Oyuncakları kullanarak çocuklar başlarından geçen olayları, bu olaylar karşısında nasıl davrandıklarını, ne hissettiklerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve kendileriyle ilgili fikirlerini ifade edebilirler. Terapi sürecinde bu bilgiler terapist için oldukça önemli. Ancak oyunu kullanmadan, yalnızca konuşarak bu bilgilere ulaşmak pek kolay değil. Oyun terapisi sayesinde çocuklar çok da hakim olmadıkları kelimelerle iletişim kurmaya zorlanmak yerine, uzmanı oldukları oyun aracılığıyla yaşayarak, deneyimleyerek ve eğlenerek sorunlarını çözerler. Gerçek hayatta yüzleşmesi çok zor olan duygular ve durumlarla daha güvenli bir ortam olan oyun terapisi aracılığıyla sembolik bir şekilde yüzleşebilir ve başa çıkma becerilerini geliştirebilirler. Mesela kardeşi doğduğu için üzgün ve öfkeli olan ancak bunu ailesine göstermekten kaçınan bir çocuk için oyun terapisi olumsuz duygularını oyuna yansıtabileceği bir süreç olur. Veya geceleri yalnız yatmaktan korkan bir çocuk canavarların saldırısına uğrayan birini oyununa konu edip bu korkuyla başetme çalışmaları yapabilir. Oyun terapisi bu becerileri deneyimlemesi için ona güvenli bir ortam sağlar.

Çocuk merkezli oyun terapisinin diğer oyun terapilerinden farkı nedir?

ÇMOT’nin temel varsayımına göre uygun ortam sağlanırsa her çocuk yaşadığı sorunu çözmek için ne gerekiyorsa yapacak yeterliliktedir. Bu yüzden terapide oyun süresince kararları çocuk verir, oyunu o yönlendirir. Hangi oyuncakla oynanacağı, oyunun içeriği, oyunda kimlerin yer alacağı, hangi rollerde oynayacakları, belirli bir oyunun ne kadar süreyle oynanacağı çocuk tarafından belirlenir. Terapistin göreviyse çocuğun bu kararları verip kendini iyileştirme yolunda ilerlemesi için uygun ortamı sağlamaktır. Bu amaç için atılan ilk adım terapistin çocuğu olduğu haliyle tamamen kabul ettiğini ona hissettirmesidir. Böyle ifade edince çok kolay gibi görünen bu kabul etme durumu aslında zaman zaman temel alışkanlıklarımızla çakışabilen, uygulaması zor bir beceri. Mesela her çocuk oyun odasına rahatça girip bir anda oynamaya başlayamıyor. Bazıları yeni tanıştığı bir yabancıyla yalnız kalmanın yarattığı kaygıyla odanın girişinde donup kalıyor. Bu noktada insani yönümüz bizi ona yol göstermeye, kaygılanmamasını söylemeye hatta neyle oynayabileceği ile ilgili öneriler sunmaya itebilir. Oysa tüm bunlar onu yönlendirmekten ve kendi kendine yetemediği, bizim yardımımıza ihtiyacı olduğunu mesajını vermekten başka bir işe yaramaz. ÇMOT’nde böyle bir durumla karşılaşınca çocuğu o an yaşadığı kaygıyla kabul ettiğimizi yaptığımız empatik yansıtmalarla ifade ederiz. ‘Tanımadığın birinin yanında rahat etmek zor olabiliyor.’ veya ‘Nerden başlayacağını bilemedin.’ gibi cümleler onlara anlaşıldıklarını ve kabul gördüklerini hissettirir, ki bu da terapötik ilişkinin temelini oluşturur.

Terapistin bir başka önemli görevi de, çocuğun kendini, tüm duygu ve düşüncelerini ifade edebilecek kadar rahat hissetmesini sağlamak. Bunu sağlamanın yolu onları oyunlarında serbest bırakmaktan geçer. Yaptığımız her olumlu veya olumsuz yorum, kendilerini bizim istediğimiz şekilde ifade etmeye yönlendirir. Çocuğun her oyunundan sonra arkasından oyuncakları toplamak ona ortalığı dağıtmadan oynaması gerektiği mesajını verip kendini rahat hissetmesini engelleyebilir. Olumlu yönlendirmeler bile, her ne kadar iyi bir amaç güderek yapılsa da çocuğun istediği gibi davranma özgürlüğünü kısıtlar. Tahta blokları üstüste dizerken devamlı deviren bir çocuğa ‘Bunu başarabilirsin!’ demek ondan başarmasını beklediğimizi gösterir. Böylece, istediği zaman oyununu yarım bırakma özgürlüğünü elinden alır. Sorduğumuz sorular, yaptığımız eleştiriler, verdiğimiz öğütler ve öğretme çabalarımız da çocukların oyunu yönlendirici niteliktedir. Tüm bu yönlendirici tutumlardan vazgeçip, kabul ve özgür oyun ortamı yarattığımızda bir süre sonra çocuklar sorunları ile ilgili çalışacak kadar güvende hissederler.

Çocuğum kendine zarar verecek oyunlar oynasa bile onu yönlendirip sınırlamıyor musunuz?

ÇMOT’sinde çocukların oyunu yönlendirmesine izin verilir. Ancak bu, oyun odasında sınırlar ve kurallar olmadığı anlamına gelmiyor elbette. Her çocuğun kendini güvende hissetmesi ve fiziksel olarak da güvende olması için sınırlara ihtiyacı var. Sınırlar oyunun bitiş saati, terapiste vurmamak, kendilerine ve oyuncaklara zarar vermemek gibi kurallarla belirlenir. Terapistin bu konudaki görevi, kuralları paylaşmak ve uyulmadığı takdirde istikrarlı bir şekilde sonuçları uygulamak. Çocuklar oyun odasında özgürce oynamaktan keyif aldıkları için, en hoşlanmadıkları sonuç oyuna son vermek oluyor. Daha fazla oynayabilmek için zamanla kendilerini kontrol etmeyi ve duygularını uygun şekilde ifade etmeyi öğreniyorlar. Öfkesini terapiste vurarak ifade etmek yerine iki oyuncağı kavga ettirerek göstermek gibi.

Terapist üzerine düşeni yapıp, güvenli ve rahat bir ortam yarattığında çocukların kendilerini iyileştirme süreci de başlıyor. Bu süreçte kendi seçtikleri yolda, kendi hızlarında ilerliyorlar. Kimisi defalarca aynı senaryoyu oynuyor, bazısı bir saat boyunca tek bir oyuncakla vakit geçiriyor. Bazı çocuklar terapisti de oyuna dahil ederken, bir kısmı terapistle hiç konuşmadan saati bitiriyor. Her çocuk kendine has sorunu çözmek için, kendi özel oyununu keşfediyor ve süreç ilerliyor. Çocuklar oynayarak yeni beceriler ediniyor ve sorun çözme yolları keşfediyorlar.

Terapiye oyunu dahil ettiğimizde çocukların kendi dilleriyle konuşmalarına izin vermiş oluyoruz. Onların bize ayak uydurmasını istemek yerine, biz onların dünyasına giriyoruz. Çocuk Merkezli Oyun Terapisinde hedef, çocukların duygularını daha iyi anlamaları, ifade edebilmeleri, sorun çözme becerilerini geliştirmeleri ve böylece sorunlu davranışlarının azalması. Bu süreçte çocuklar yaşadıkları sıkıntılarla başa çıkabilmeyi öğreniyor, dolayısıyla özgüvenlerinde bir artış ve özkontrollerinde gelişme gerçekleşiyor. Bu değişim ve gelişime bizzat tanık olduktan sonra, çocuk ve terapi birlikteliği bana daha anlamlı gelmeye başladı.

 

Faydalandığım Kaynaklar

    • Axline, V. (1969). Play Therapy. New York: Ballantine Books.
    • Landreth, G. L. (2002). Play Therapy: The Art of Relationship. New York: Routledge.
    • Piaget, J. (1983). Piaget’s theory. In P. Mussen (ed). Handbook of Child Psychology. 4th edition. Vol. 1. New York: Wiley.
    • VanFleet, R; Sywulak, A. E.; Caparosa Sniscak, C. (2010). Child-Centered Play Therapy. New York: The Guilford Press.

API –>